Çocuklarda asiyanotik konjenital kalp hastalıkları, kandaki oksijen seviyesinin düşmediği ve dolayısıyla bebekte morarma (siyanoz) belirtisinin görülmediği doğuştan gelen yapısal kalp bozukluklarıdır. Tüm doğumsal kalp anomalilerinin büyük çoğunluğunu oluşturan bu grupta, temel mekanizma genellikle kalbin sol tarafındaki temiz kanın sağ tarafa geçerek akciğerlere aşırı yük bindirmesi (soldan sağa şant) veya kalp çıkış yollarındaki darlıklardır. Dışarıdan bakıldığında bebeğin rengi sağlıklı görünse de kalbin ve akciğer damarlarının maruz kaldığı yüksek basınç, tedavi edilmediği takdirde ciddi büyüme geriliği ve kalp yetmezliği riskini beraberinde getirir.

PROF. DR.
İbrahim Cansaran TANIDIR
Çocuk Kardiyoloji Uzmanı

Prof. Dr. İbrahim Cansaran Tanıdır, 20 yıla yakın klinik, akademik ve girişimsel deneyime sahip, doğuştan kalp hastalıkları, pediatrik girişimsel kardiyoloji, hibrit işlemler ve radyasyon azaltılmış / floroskopisiz kateterizasyon teknikleri alanlarında uluslararası düzeyde tanınan bir uzmandır.

Bugüne kadar hem ülkemizde hem de yurtdışında toplamda 10.000’in üzerinde pediatrik kardiyak kateterizasyon işlemi gerçekleştirmiş; kompleks yapısal kalp hastalıklarında ileri düzey girişimsel ve hibrit uygulamalara ülkemizde öncülük etmiştir. Akademik üretkenliği 110 SCI/SCIE yayını, 1.440 atıf, H-indeksi 18 ile bilimsel olarak güçlü bir otoriteyi temsil etmektedir (Google Scholar, 2025).

WhatsApp ile İletişime Geç

Asiyanotik kalp hastalıkları neden morarma yapmaz?

Bu konuyu anlamak için kalbin içindeki trafiği gözümüzde canlandırmamız gerekir. Normalde kalp, kirli kanı sağ taraftan akciğerlere gönderir, temiz kan ise sol taraftan vücuda pompalanır. İki taraf arasında geçiş olmamalıdır. Asiyanotik kalp hastalıklarında ise genellikle kalbin sol tarafındaki (temiz kanın olduğu) yüksek basınçlı bölgeden, sağ taraftaki (kirli kanın olduğu) düşük basınçlı bölgeye doğru bir kaçak vardır:

Biz buna tıbbi dilde “soldan sağa şant” diyoruz. Yani vücuda gitmesi gereken o kıymetli, bol oksijenli kırmızı kanın bir kısmı, yanlış yola saparak tekrar akciğerlere dönüyor. Kan zaten temiz olduğu için ve kirlenmeden tekrar dolaşıma girdiği için bebeğin renginde bir morarma, koyulaşma görmüyoruz. Kan hala kırmızıdır.

Ancak morarma olmaması, her şeyin yolunda olduğu anlamına gelmez. Bu durum akciğerlere gereğinden fazla kan gitmesine neden olur. Akciğer damarları bu aşırı yükü taşımakta zorlanır ve zamanla basınç artışı meydana gelir. Diğer bir senaryo ise kaçak olmaması ama kanın geçtiği yollarda (kapaklarda veya damarlarda) darlık olmasıdır. Bu durumda da kan temizdir ama kalp onu pompalamak için çok fazla güç harcar. Sonuç olarak asiyanotik hastalıklarda temel sorun oksijen azlığı değil kalbin ve akciğerlerin üzerine binen ekstra iş yüküdür.

Evde hangi belirtiler asiyanotik kalp hastalıklarını işaret eder?

Bebekte morarma gibi çok belirgin bir “alarm” rengi olmadığı için, asiyanotik kalp hastalıklarının belirtileri daha çok bebeğin genel durumunda ve efor kapasitesinde gizlidir. Yenidoğan döneminde bebeklerin akciğer direnci yüksektir, bu yüzden ilk günlerde hiçbir belirti vermeyebilirler. Ancak bebek birkaç haftalık olduğunda akciğer damarları gevşer ve kalpteki delikten geçen kan miktarı artar. İşte o zaman bazı ince işaretler ortaya çıkmaya başlar.

Dikkatli bir ebeveynin gözlemleyebileceği en yaygın belirtiler şunlardır:

  • Hızlı nefes alıp verme
  • Beslenirken/emerken çabuk yorulma 
  • Beslenirken/emerken alında boncuk boncuk terleme
  • Sık sık memeyi bırakıp dinlenme ihtiyacı
  • Kilo alımında duraklama
  • Sık tekrarlayan akciğer enfeksiyonları
  • Hırıltılı solunum
  • Emmeye karşı isteksizlik
  • Halsizlik
  • Göz kapaklarında hafif şişlik
  • Karın ağrısı, kolik gibi bulgular
  • Solukluk

 

Bu belirtiler aslında bebeğin “ben yoruluyorum” deme şeklidir. Kalp vücuda kan pompalamak için o kadar çok çalışır ki bebek sadece beslenmek için harcadığı enerjiyi bile tolere edemez hale gelir. Eğer bebeğinizde bu belirtilerden birkaçı bir aradaysa, sadece “iştahsız” veya “gazlı” deyip geçmemek, mutlaka kalbine baktırmak gerekir.

Muayenede duyulan üfürüm her zaman asiyanotik kalp hastalığı mıdır?

Doktor kontrolüne gittiğinizde en çok duyduğunuz ve sizi en çok endişelendiren cümlelerden biri “kalbinde üfürüm duyuyorum” cümlesidir. Ancak hemen panik yapmanıza gerek yok. Üfürüm aslında bir hastalık adı değil sadece kalbi dinlerken duyduğumuz bir sestir. Kanın kalp içinde akarken çıkardığı uğultuyu ifade eder.

Çocukların çok büyük bir kısmında, kalplerinde hiçbir delik veya darlık olmasa bile “masum üfürüm” dediğimiz sesler duyulabilir. Çocukların göğüs duvarı incedir, kalpleri hızlı atar ve kan akışı dinamiktir; bu da bazen stetoskopla duyulabilen titreşimler yaratır. Masum üfürümler genellikle hastalık belirtisi değildir.

Ancak asiyanotik kalp hastalıklarında duyduğumuz üfürümler daha farklıdır. Bu sesler, kanın bir delikten (VSD, PDA gibi) basınçla geçerken veya dar bir kapaktan (Darlık) zorlanarak çıkarken oluşturduğu türbülanstan kaynaklanır. Patolojik üfürümler genellikle daha şiddetlidir, sesin tonu daha serttir ve bazen sırta veya boyna doğru yayılabilir. Doktorunuz üfürümün karakterine, zamanlamasına ve şiddetine bakarak bunun masum mu yoksa bir soruna mı işaret ettiğini büyük oranda ayırt edebilir. Kesin ayrım ise elbette ekokardiyografi ile yapılır.

En sık görülen asiyanotik kalp hastalığı olan VSD nasıl seyreder?

Ventriküler Septal Defekt, yani kısa adıyla VSD, tüm doğumsal kalp hastalıkları içinde en sık karşılaştığımız durumdur. Halk arasında “kalbin karıncıkları arasında delik” olarak bilinir. Kalbin alt iki odacığı arasındaki duvarda bir açıklık olmasıdır.

VSD’nin seyri tamamen deliğin büyüklüğüne ve yerine bağlıdır. Eğer delik küçükse, çocukta genellikle hiçbir belirti olmaz. Çocuk büyür, koşar, oynar. Sadece doktor dinlediğinde çok gürültülü bir üfürüm duyar. İlginçtir ki delik ne kadar küçükse, kan oradan geçerken o kadar çok gürültü çıkarır. Bu tür küçük VSD’lerin büyük bir kısmı, özellikle kas dokusu içinde olanlar, çocuk büyüdükçe kendiliğinden kapanır. Bu yüzden hemen ameliyat demeyiz, sabırla takip ederiz.

Ancak delik genişse durum farklıdır. Geniş VSD’lerde sol taraftan sağ tarafa ve oradan akciğerlere geçen kan miktarı çok fazladır. Bu bebeklerde kalp yetmezliği bulguları erken dönemde, genellikle 1-2 aylıkken başlar. Bebek kilo alamaz, nefes darlığı çeker. Bu durumda önce ilaçlarla kalbi rahatlatmaya çalışırız. İlaçlara rağmen bebek büyüyemiyorsa veya akciğer tansiyonu yükseliyorsa, deliğin cerrahi olarak veya uygunsa anjiyo yöntemiyle kapatılması gerekir. Kısacası VSD tanısı alan her çocuk ameliyat/anjiyografi olmaz, çoğu sadece düzenli takip ile büyütülür.

Tedaviler hakkında detaylı bilgi almak ve randevu oluşturmak için hemen bizimle iletişime geç!

Asiyanotik gruptaki ASD neden sinsi ilerleyen bir hastalıktır?

Atriyal Septal Defekt (ASD), kalbin üst odacıkları yani kulakçıklar arasındaki deliktir. Bu hastalığa “sinsi” dememizin çok haklı bir sebebi var: Çocukluk çağında neredeyse hiç ses çıkarmaz. VSD’li bebeklerin aksine, ASD’li çocuklar genellikle çok rahattır. Kilo alımları normaldir, nefes darlığı yaşamazlar, koşup oynayabilirler. Aileler genellikle “çocuğumda hiçbir sorun yoktu, nasıl kalbinde delik olur?” diye şaşırırlar.

Bu “sessizlik” aslında biraz tehlikelidir çünkü tanı konulmasını geciktirebilir. ASD’de kulakçıklar arasındaki basınç farkı düşük olduğu için üfürüm çok hafif duyulabilir veya hiç duyulmayabilir. Genellikle dikkatli bir doktorun ikinci kalp sesindeki sabit bir çiftleşmeyi (bir kalp muayene bulgusu) fark etmesiyle şüphelenilir.

Eğer çocuklukta fark edilmezse 30’lu 40’lı yaşlara gelindiğinde kalbin sağ tarafında büyüme, ritim bozuklukları ve akciğer basıncında artış gibi kalıcı hasarlar ortaya çıkmaya başlar. Bu yüzden ASD tanısı koyduğumuzda, çocukta şikâyet olmasa bile, kalbin sağ tarafında genişleme varsa genellikle okul öncesi dönemde (4-5 yaş civarı) kapatılmasını öneririz. Günümüzde bu işlem çoğu zaman ameliyatsız, “şemsiye” adı verilen cihazlarla kasıktan girilerek yapılabilmektedir.

Prematürelerde görülen PDA asiyanotik kalp hastalığı mıdır?

Evet, Patent Duktus Arteriozus (PDA) da bu gruba girer. Duktus, bebek anne karnındayken hayati bir damardır; aort ile akciğer atardamarı arasında köprü kurar. Bebek doğup ilk nefesini aldığında bu damarın görevi biter ve kapanması gerekir. Ancak özellikle prematüre bebeklerde damar yapısı olgunlaşmadığı için açık kalabilir.

Bu açıklık, temiz kanın aorttan akciğer damarına sürekli kaçmasına neden olur. PDA’nın en tipik bulgusu, “makine sesi” ne benzeyen sürekli bir üfürümdür. Ayrıca bu bebeklerin nabızları çok dolgundur, “sıçrayıcı nabız” dediğimiz bir durum oluşur.

Prematüre bebeklerde PDA tedavisinde ilk silahımız ilaçlardır. İbuprofen veya parasetamol gibi ilaçlarla bu damarın büzüşüp kapanmasını sağlayabiliriz. Ancak zamanında doğan (term) bebeklerde ilaçlar genellikle işe yaramaz. 

Eğer açıklık kalbi yoracak kadar genişse, yine ameliyatsız yöntemlerle,  yani damar tıkaç yerleştirilerek kapatılması gerekir. PDA, tedavisi en yüz güldürücü ve tam şifa sağlanan hastalıklardan biridir.

Aort damarındaki darlık (Koarktasyon) asiyanotik grupta mıdır?

Aort koarktasyonu da asiyanotik grupta yer alır ancak mekanizması diğerlerinden farklıdır. Burada bir delik veya kaçak değil bir “tıkanıklık” söz konusudur. Kalpten çıkan ana atardamarın (aort) bir bölgesinde daralma vardır:

Bu darlık, kan akışını bir baraj gibi engeller. Darlığın gerisinde (baş ve kollar) basınç çok yükselirken, darlığın ilerisinde (karın ve bacaklar) basınç ve kan akımı düşer. Bu hastalık bizim için çok kritiktir çünkü yeni doğan bebeklerde, özellikle duktusun kapanmasıyla birlikte ani bir kriz tablosu yaratabilir. Bebek şoka girebilir, idrar çıkışı azalabilir ve ağır bir metabolik asidoz gelişebilir.

Doktorun muayenede en önemli ipucu, bebeğin bacak nabızlarını (femoral nabız) kontrol etmesidir. Eğer kollarda nabız güçlüyken kasıklarda nabız alınamıyorsa veya zayıfsa, aort koarktasyonundan şüphelenilir. 

Daha büyük çocuklarda ise hipertansiyon (yüksek tansiyon) sebebi araştırılırken tesadüfen bulunabilir. Tedavisinde darlığın yerine, tipine ve hastanın yaşına ağırlığına göre balon anjiyoplasti, stent veya cerrahi yöntemler kullanılır.

Asiyanotik kalp hastalıkları tanısı için hangi testler istenir?

Fizik muayene ve stetoskopla dinleme bize çok şey söyler ama kesin tanı için teknolojiden yardım alırız. Kalbin içini görmek, akım hızlarını ölçmek ve deliğin tam yerini belirlemek gerekir.

Doktorunuzun isteyebileceği temel testler şunlardır:

  • Ekokardiyografi (EKO): En önemli tanı aracıdır. Ultrason dalgaları ile kalbin görüntülenmesidir. Radyasyon içermez, can yakmaz.
  • Elektrokardiyografi (EKG): Kalbin elektrik sistemini ve ritmini gösterir. Kalp duvarlarındaki kalınlaşmayı (hipertrofi) anlamamıza yardımcı olur. Radyasyon içermez, can yakmaz.
  • Telekardiyografi (Akciğer Grafisi): Kalbin gölgesinin büyüklüğünü ve akciğerlere giden kan akımının yoğunluğunu gösterir.
  • Kardiyak MR veya BT: Daha karmaşık anatomik yapıları görmek için nadiren de olsa gerekebilir.
  • Kalp Kateterizasyonu: Genellikle sadece tanı için değil aynı zamanda tedavi (deliği kapatma veya darlığı açma) amacıyla yapılır.

Bu testlerin hiçbiri (kateter hariç) ağrılı veya girişimsel değildir. Ailelerin “küçücük bebeğe bu testler nasıl yapılacak” diye endişelenmesine gerek yoktur; bebekler genellikle annelerinin kucağında veya yatakta sakince yatarken bu işlemler tamamlanır.

Asiyanotik kalp hastası bebeğin beslenmesi nasıl olmalıdır?

Kalp hastalığı olan bebeklerde en büyük mücadele alanımız beslenmedir. Geniş VSD veya PDA’sı olan bir bebek düşünün; kalbi o kadar hızlı çalışıyor ve nefes almak için o kadar çaba sarf ediyor ki metabolizması yaşıtlarına göre %40-50 daha hızlı çalışıyor. Yani bebeğiniz aslında yattığı yerde sürekli maraton koşuyor gibidir:

Bu yüksek enerji ihtiyacını karşılamak için normalden çok daha fazla kaloriye ihtiyaç duyarlar. Ancak sorun şu ki emmek de bir efor gerektirir ve bu bebekler emerken çok çabuk yorulurlar. Çabuk yoruldukları için de mideleri tam dolmadan uyuyakalırlar. Bu kısır döngü, kilo alımını engeller.

Bu bebeklerin beslenmesinde dikkat edilmesi gerekenler şunlardır:

  • Az ve Sık Besleme: Mideyi çok doldurup diyaframa baskı yapmamak için öğünleri bölmek gerekir.
  • Kalori Zenginleştiriciler: Anne sütüne veya mamaya özel enerji tozları eklenmesi veya direkt olarak yüksek enerjili mamalar kullanılması.
  • MCT Yağı: Sindirimi kolay özel yağlar ekleyerek kalori yoğunluğunu artırmak.
  • Emzirme Süresini Kısa Tutmak: Bebeği 20-30 dakikadan fazla memede tutup yormamak.
  • Nazogastrik Sonda: Eğer bebek çok yoruluyor ve kilo kaybediyorsa, burundan mideye inen ince bir hortumla beslemek.

Nazogastrik sonda önerildiğinde aileler çok üzülür, bunu bir gerileme gibi görürler. Oysa bu bebeğin emmek için harcayacağı enerjiyi büyüme için saklamasını sağlayan geçici ve çok yararlı bir “destek” yöntemidir. Bebek güçlendikçe ve kilo aldıkça sonda çıkarılır ve normal beslenmeye geçilir. Unutmayın ameliyat günü geldiğinde bebeğin kilosunun iyi olması, iyileşme sürecini de hızlandıracaktır.

Tedaviler hakkında detaylı bilgi almak ve randevu oluşturmak için hemen bizimle iletişime geç!

Enfeksiyonlar asiyanotik kalp hastalığı sürecini nasıl etkiler?

Asiyanotik kalp hastalıklarında, özellikle geniş deliklerde, akciğerlere giden kan akımı artmıştır. Akciğer damarları normalden daha dolgun ve dokular daha “ıslak”tır (ödemli). Bu nemli ve kanlanması artmış ortam, virüsler ve bakteriler için ne yazık ki mükemmel bir üreme alanıdır.

Sağlıklı bir çocukta basit bir burun akıntısı ile geçiştirilen bir gribal enfeksiyon, kalp hastası bir çocukta hızla zatürreye (pnömoni) dönüşebilir veya kalp yetmezliğini tetikleyebilir. Bu yüzden enfeksiyonlardan korunma bizim için hayati önem taşır.

Enfeksiyon riskini yönetmek için şunlar yapılmalıdır:

  • El Yıkama: Bebeğe dokunmadan önce herkes ellerini yıkamalıdır.
  • Kalabalıktan Uzak Durma: Özellikle kış aylarında AVM gibi kapalı alanlara girilmemelidir.
  • RSV Profilaksisi (Synagis): Kış sezonunda (Ekim-Mart arası) ayda bir yapılan koruyucu antikor iğneleri.
  • Rutin Aşılar: Sağlık Bakanlığı aşı takvimi aksatılmadan uygulanmalıdır.
  • Grip Aşısı: 6 aydan büyük kalp hastası çocuklara ve onlara bakan aile bireylerine her yıl influenza aşısı.
  • Diş Sağlığı: Çürük dişlerdeki bakteriler kana karışıp kalbe yerleşebilir (Endokardit). Bu yüzden diş fırçalama ve diş hekimi kontrolü çok önemlidir.

Eskiden diş çekimi veya dolgu öncesi her kalp hastasına antibiyotik verilirdi. Güncel 2024-2025 rehberlerine göre artık bu uygulama sadece çok yüksek riskli hastalara (daha önce endokardit geçirenler, yapay kapak takılanlar vb.) yapılmaktadır. Ancak en iyi koruma antibiyotik değil ağız hijyenine dikkat etmektir.

Tedavide asiyanotik kalp hastalıkları için ameliyat şart mıdır?

Asiyanotik kalp hastalığı tanısı alan her ailenin ilk sorusu “ameliyat olacak mı?” olur. Cevap her zaman evet değildir. Tedavi stratejisi tamamen hastalığın tipine, ciddiyetine ve çocuğun durumuna göre belirlenir.

Küçük VSD’ler, hafif darlıklar (pulmoner stenoz gibi) veya küçük PDA’lar genellikle hiçbir müdahale gerektirmez. Bu çocuklar sadece belirli aralıklarla kontrole çağrılır. Çoğu zaman delikler kendiliğinden kapanır veya darlıklar çocuk büyüdükçe sorun yaratmayacak hale gelir.

Müdahale gereken durumlarda ise tıp dünyası artık çok gelişmiş seçenekler sunmaktadır. “Girişimsel Kardiyoloji” dediğimiz yöntemlerle, göğüs kafesi açılmadan, kasıktan anjiyo yöntemiyle girilerek birçok işlem yapılabilmektedir. Örneğin uygun yapıdaki VSD, ASD ve PDA’lar “şemsiye” veya “tıkaç” benzeri cihazlarla dakikalar içinde kapatılabilir. Kalp kapağı darlıklarında ise balon ile genişletme (valvüloplasti) veya stent ile açma işlemi uygulanabilir.

Cerrahi (açık kalp ameliyatı) ise genellikle delik çok büyükse, anjiyo ile kapatmaya uygun değilse veya eşlik eden başka problemler varsa tercih edilir. Cerrahide amaç tam düzeltmedir. Yani sadece yamama yapılmaz, kalbin anatomisi normale döndürülür. Cerrahi başarı oranları günümüzde %98-99’lar düzeyindedir. Ameliyat kararı korkutucu olsa da aslında çocuğun ömür boyu sağlıklı bir kalp ile yaşamasının kapısını açan bir anahtardır.

İyileşme sonrası asiyanotik kalp hastalığı olan çocuk spor yapabilir mi?

Bu konu, belki de çocukların psikolojisini en çok etkileyen kısımdır. Aileler doğal bir koruma içgüdüsüyle çocuklarını “aman koşma, aman yorulma” diyerek kısıtlama eğilimindedir. Bu durum çocuğu hem fiziksel olarak güçsüz bırakır hem de arkadaşları arasında “hasta çocuk” etiketiyle dışlanmasına neden olabilir.

Genel kural şudur: Başarılı bir şekilde tedavi edilmiş (ster kapatılmış, ister ameliyat edilmiş) ve kalbinde artık bir kaçak veya basınç yükü kalmamış asiyanotik hastalar, normal çocuklar gibi her türlü sporu yapabilirler. Profesyonel futbolcu olabilirler, yüzebilirler, koşabilirler. Kalp kası kendini toparladıktan sonra normal bir kalpten farksızdır.

Ancak bazı özel durumlar vardır ve spor konusunda dikkat edilmesi gerekenler şunlardır:

  • Tam Düzeltilmiş Hastalar: Genellikle kısıtlama yoktur.
  • Hafif Darlıklar: İzole hafif kapak darlıklarında kısıtlama gerekmez.
  • Ciddi Aort Darlığı/Koarktasyonu: Tedavi edilmiş olsa bile, “statik egzersizler” dediğimiz ağırlık kaldırma, güreş, halter gibi ani ve yüksek basınç yaratan sporlar yasaklanabilir.
  • Kan Sulandırıcı Kullananlar: Darbe alma riski olan boks, karate gibi sporlardan kaçınılmalıdır.

Çocuğunuzun hastalığına göre yapabileceği sporları doktorunuza danışınız.

Blog Yazıları

Çocukları Kalp Hastalığa Sahip Ailelere Doktor Tavsiyeleri

Çocukları kalp hastalığına sahip ailelere yönelik [...]

Devamını Oku
Türkiye Neden Bölgenin En İyi Çocuk Kardiyoloji Doktorlarına ve Hastanelerine Sahip?

Türkiye, çocuk kardiyolojisi alanında uzmanlaşmış pediatrik [...]

Devamını Oku