Doğuştan kalp hastalıkları, anne karnındaki gelişim sürecinde kalbin odacıklarında, kapakçıklarında veya kalpten çıkan ana damarlarda meydana gelen ve doğumdan itibaren var olan yapısal bozukluklardır. Tıbbi olarak konjenital kalp hastalığı şeklinde adlandırılan bu tablo; kalbin iç duvarlarındaki açıklıklar (kalp deliği), kapak darlıkları veya damar yerleşimindeki anormallikleri kapsayan geniş bir yelpazeyi ifade eder. Bebeğin organlarının oluştuğu ilk aylarda gelişen bu anatomik sorunlar, bazen yaşamın ilk saatlerinde acil müdahale gerektiren kritik bir durumken, bazen yıllarca belirti vermeden sessizce ilerleyen hafif seyirli bir süreç olabilir.

PROF. DR.
İbrahim Cansaran TANIDIR
Çocuk Kardiyoloji Uzmanı

Prof. Dr. İbrahim Cansaran Tanıdır, 20 yıla yakın klinik, akademik ve girişimsel deneyime sahip, doğuştan kalp hastalıkları, pediatrik girişimsel kardiyoloji, hibrit işlemler ve radyasyon azaltılmış / floroskopisiz kateterizasyon teknikleri alanlarında uluslararası düzeyde tanınan bir uzmandır.

Bugüne kadar hem ülkemizde hem de yurtdışında toplamda 10.000’in üzerinde pediatrik kardiyak kateterizasyon işlemi gerçekleştirmiş; kompleks yapısal kalp hastalıklarında ileri düzey girişimsel ve hibrit uygulamalara ülkemizde öncülük etmiştir. Akademik üretkenliği 110 SCI/SCIE yayını, 1.440 atıf, H-indeksi 18 ile bilimsel olarak güçlü bir otoriteyi temsil etmektedir (Google Scholar, 2025).

WhatsApp ile İletişime Geç

Doğuştan Kalp Hastalıkları Neden Oluşur ve Aileler Kendini Suçlamalı mı?

Poliklinik kapısından içeri giren ve çocuğuna kalp hastalığı tanısı konulan her anne babanın gözlerinde aynı endişeyi ve soruyu görürüz: “Acaba biz nerede hata yaptık?” veya “Hamileyken yediğim bir şey mi buna sebep oldu?” 

Öncelikle içinizi ferah tutmanız gerekir; doğuştan kalp hastalıklarının çok büyük bir kısmı tek bir nedene bağlı değildir ve sizin yaptığınız veya yapmadığınız basit şeylerden kaynaklanmaz. Tıpta biz buna “multifaktöriyel” süreç diyoruz; yani genetik yatkınlık ile çevresel faktörlerin karmaşık bir etkileşimi söz konusudur.

Kalbin oluşumu, gebeliğin henüz çok başlarında, çoğu anne adayının hamile olduğunu bile yeni öğrendiği 3. ile 8. haftalar arasında tamamlanır. Bu hassas dönemde genetik kodlarda meydana gelen ufak hatalar veya dış etkenler kalbin mimarisini değiştirebilir. Ailede, yani anne, baba veya kardeşlerde doğuştan kalp hastalığı olması riski bir miktar artırsa da kalp hastası doğan bebeklerin büyük çoğunluğunun ailesinde bilinen bir kalp hastalığı öyküsü yoktur. Bu yüzden genetik miras her zaman belirleyici tek faktör değildir.

Ancak bazı durumların riski artırdığı bilimsel olarak kanıtlanmıştır. Örneğin annenin gebelik öncesinde veya sırasında diyabet (şeker) hastası olması ve kan şekerinin kontrolsüz seyretmesi, bebeğin kalp gelişimini etkileyebilir. Benzer şekilde gebeliğin ilk üç ayında geçirilen kızamıkçık gibi ağır viral enfeksiyonlar veya doktor kontrolü dışında kullanılan bazı güçlü ilaçlar da risk faktörleri arasındadır. Akraba evlilikleri de genetik geçişli bazı sendromların ve dolayısıyla kalp hastalıklarının görülme sıklığını artırabilir. Tüm bunlara rağmen, hiçbir risk faktörü taşımayan, son derece sağlıklı bir gebelik geçiren annelerin bebeklerinde de bu durumla karşılaşabiliyoruz. Bu nedenle geçmişi sorgulayıp kendinizi suçlamak yerine, mevcut durumun çözümüne odaklanmak çocuğunuz için yapabileceğiniz en iyi şeydir.

Bebeklerde Kalp Hastalığı Olduğunu Düşündüren Belirtiler Nelerdir?

Yenidoğan bir bebek derdini anlatamaz, ağrısını gösteremez. Bu yüzden onların dili, vücutlarında verdikleri tepkilerdir. Kalp hastalıkları bazen çok gürültülü bir tabloyla, yani doğumdan hemen sonra morarma veya şok tablosuyla kendini belli ederken, bazen de çok sinsi ilerleyebilir. Özellikle kalp yetmezliğine yol açan geniş delikler veya damar açıklıkları, bebeklerde tipik beslenme sorunlarıyla sinyal verir.

Bir bebek için emmek, biz yetişkinlerin koşu bandında koşması gibi ciddi efor gerektiren bir iştir. Kalbinde sorun olan akciğerlerine fazla kan giden bir bebek, bu eforu kaldıramaz. Annesini emerken veya biberonla beslenirken çok çabuk yorulur, sık sık nefes almak için memeyi bırakır ve dinlenmek ister. Bu sırada bebeğin efor sarf etmesine bağlı olarak metabolizması hızlanır. Ailelerin bize en sık aktardığı ve bizim de çok önemsediğimiz bir diğer bulgu ise “terleme”dir. Özellikle beslenme sırasında bebeğin alnında boncuk boncuk terler birikiyorsa, bu durum kalbin vücuda kan pompalamak için kapasitesinin üzerinde çalıştığını gösterebilir.

Bebeklik döneminde dikkat etmeniz gereken bazı temel belirtiler şunlardır:

  • Beslenirken çabuk yorulma
  • Kilo alımının durması
  • Hızlı nefes alıp verme
  • Alın bölgesinde aşırı terleme
  • Sık tekrarlayan akciğer enfeksiyonları
  • Göz kapaklarında şişlik
  • Huzursuzluk
  • İnleme benzeri sesler çıkarma
  • Kalbinin hızlı atması

Bu belirtiler tek başına kalp hastalığı tanısı koydurmaz ancak mutlaka bir uzman değerlendirmesi gerektiğini işaret eder. Özellikle “Bebeğim kilo almıyor, iştahsız” diye gelen pek çok hastada, altta yatan nedenin metabolik değil kalbin fazla çalışmasına bağlı enerji tüketimi olduğunu görebiliyoruz.

Daha Büyük Çocuklarda Hangi Şikayetler Kalp Hastalığı Belirtisi Olabilir?

Bebeklik dönemini sorunsuz atlatan veya belirtileri gözden kaçan bazı çocuklarda, kalp hastalığı okul çağında veya ergenlikte ortaya çıkabilir. Bu yaş grubundaki çocuklar kendilerini ifade edebildikleri için süreç biraz daha farklı işler. Genellikle aileler veya öğretmenler, çocuğun fiziksel aktiviteler sırasındaki performans düşüklüğünü fark ederler.

Örneğin arkadaşlarıyla top oynarken herkesten önce yorulan, oyundan çıkıp bir kenarda çömelerek dinlenme ihtiyacı hisseden veya merdiven çıkarken yaşıtlarına göre çok daha fazla nefes nefese kalan bir çocukta kalp rezervlerinin kontrol edilmesi gerekir. Egzersiz kapasitesindeki bu kısıtlılık, kalbin vücudun artan oksijen ihtiyacını karşılamakta zorlandığının bir göstergesi olabilir.

Okul çağı çocuklarında görülebilecek olası şikayetler şunlardır:

  • Egzersizle gelen göğüs ağrısı
  • Çarpıntı hissi
  • Bayılma
  • Çabuk yorulma, akranlarına göre erken yorulma
  • Baş dönmesi, göz kararması
  • Bacaklarda şişlik
  • Nefes darlığı

Burada “göğüs ağrısı” konusuna özel bir parantez açmak gerekir. Çocuk polikliniklerine göğüs ağrısı şikayetiyle başvuran ailelerin sayısı oldukça fazladır. Ancak iyi haber şudur ki çocuklardaki göğüs ağrılarının çok büyük bir kısmı kalpten kaynaklanmaz. Genellikle kas ağrıları, büyüme ağrıları, reflü veya stres kaynaklı ağrılar daha ön plandadır. Yine de özellikle efor sarf ederken (koşarken, yüzerken) ortaya çıkan ve çocuğu durduran göğüs ağrıları veya bayılma atakları, ihmal edilmemesi gereken, ciddi kardiyak değerlendirme gerektiren durumlardır.

Tedaviler hakkında detaylı bilgi almak ve randevu oluşturmak için hemen bizimle iletişime geç!

Muayenede “Üfürüm” Duyulması Ne Anlama Gelir?

Bir rutin kontrolde doktorunuzun stetoskopu çocuğunuzun göğsüne koyduktan sonra “Kalbinde bir ses, bir üfürüm duyuyorum” demesi, ebeveynler için oldukça korkutucu bir andır. Ancak sakin olun, çünkü üfürüm her zaman hastalık demek değildir. Üfürüm, sadece bir sestir; kalbin içindeki kanın akarken çıkardığı uğultudur.

Bunu bir bahçe hortumu örneğiyle açıklayabiliriz. Suyun aktığı bir hortumun ucunu hafifçe sıkarsanız veya suyun akış hızını çok artırırsanız, suyun çıkardığı ses değişir ve bir “fıslama” sesi duyarsınız. Kalpte de durum böyledir. Eğer kan, dar bir kapaktan geçmeye çalışıyorsa veya kalbin içindeki bir delikten diğer tarafa basınçla fışkırıyorsa patolojik bir ses çıkarır. Ancak bazen, kalbin yapısı tamamen normal olsa bile, kanın damarlar içinde hızlı akmasına bağlı olarak da ses duyulabilir.

Biz buna “Masum Üfürüm” diyoruz. Çocukların göğüs duvarı yetişkinlere göre daha incedir ve kalpleri daha hızlı çalışır. Özellikle ateşli hastalıklarda, kansızlık durumlarında veya çocuk heyecanlandığında kalp hızı arttığı için bu masum sesler daha belirgin duyulur. Masum üfürümler bir hastalık belirtisi değildir, tedavi gerektirmez, çocuğun spor yapmasına veya hayatını yaşamasına engel değildir. Genellikle çocuk büyüdükçe ve göğüs duvarı kalınlaştıkça bu sesler kaybolur.

Doktorunuz duyduğu sesin şiddetine, zamanlamasına ve yayıldığı yere bakarak bunun masum mu yoksa bir soruna işaret eden (patolojik) bir üfürüm mü olduğunu büyük oranda ayırt edebilir. Ancak içinizin tamamen rahat etmesi ve kesin ayrım yapılabilmesi için genellikle ileri tetkiklere başvurulur.

Kesin Tanı İçin Hangi Yöntemler Kullanılır?

Muayene bulguları bizi şüphelendirdiğinde, teknolojinin bize sunduğu imkanlarla kalbin içine adeta bir pencere açarız. Tanı sürecinde kullandığımız yöntemler çocuğunuza zarar vermeyen, ağrısız ve hızlı sonuç veren yöntemlerdir.

En önemli ve “altın standart” kabul edilen yöntem Ekokardiyografi, yani kısa adıyla EKO’dur. EKO, aslında hamilelikte yapılan ultrasonun kalp için özelleşmiş halidir. Ses dalgaları kullanılarak çalışır, kesinlikle radyasyon içermez. Çocuğun göğsüne sürülen bir jel ve üzerinde gezdirilen bir prob yardımıyla kalbin tüm odacıklarını, kapakçıkların açılıp kapanmasını, deliklerin tam yerini ve boyutunu, damarların çıkışlarını milimetrik olarak görebiliriz. İşlem sırasında çocuğun canı yanmaz, sadece sakin durması yeterlidir.

Bunun dışında kalbin elektrik sistemini incelemek için EKG (Elektrokardiyografi) kullanılır. EKG, kalbin ritim bozukluklarını göstermede bize yol gösterir. Akciğer grafisi (Telekardiyografi) ise kalbin göğüs kafesi içindeki büyüklüğünü ve akciğerlerin kanlanma durumunu değerlendirmemize yarar. Ayrıca yenidoğan döneminde her bebeğe yapılması gereken “Pulse Oksimetre” taraması, henüz dışarıdan fark edilmeyen ancak kandaki oksijen düşüklüğü ile seyreden kritik kalp hastalıklarının erken yakalanmasında hayat kurtarıcıdır.

Tanı sürecinde kullanılan temel araçlar şunlardır:

  • Ekokardiyografi
  • Elektrokardiyografi
  • Telekardiyografi
  • Pulse Oksimetre
  • Holter Monitörizasyonu (24 saatlik ritim kaydedici)
  • Efor Testi
  • Daha kompleks kalp hastalıklarında
    • Trans Özofageal Ekokardiyografi (TEE) 
    • Bilgisayarlı tomografi (BT)
    • Manyetik rezonans görüntüleme (MRI)
    • Anjiyografi

Kalp Delikleri (VSD, ASD) Kendiliğinden Kapanır mı?

Halk arasında “kalbi delik” olarak bilinen durumlar aslında tıbbi olarak en sık karşılaştığımız tablolardır. Kalbin temiz ve kirli kanını birbirinden ayıran duvarlarda açıklık olması durumudur. Bu deliklerin yeri ve büyüklüğü, hastalığın seyrini ve tedavi kararını doğrudan etkiler.

Ventriküler Septal Defekt (VSD): Kalbin alt odacıkları olan, karıncıklar, arasındaki duvarda delik olmasıdır. En sık görülen doğuştan kalp hastalığıdır. Eğer delik küçükse ve kas dokusunun arasındaysa, çocuğun büyümesiyle birlikte kalp kası geliştikçe bu deliklerin çok büyük bir kısmı kendiliğinden kapanır. Bu süreçte çocuğun sadece belirli aralıklarla kontrol edilmesi yeterlidir. Ancak delik genişse, kalbin sol tarafından sağ tarafına ve oradan da akciğerlere yüksek basınçlı kan geçer. Bu durum akciğer damarlarını bozar ve kalbi yorar. Kapanma ihtimali düşük olan bu geniş deliklerde ilaç tedavisiyle bebeği destekler, eğer yanıt alamazsak cerrahi veya anjiyo ile kapatma yoluna gidilir.

Atriyal Septal Defekt (ASD): Kalbin üst odacıkları olan kulakçıklar arasındaki deliktir. VSD’ye göre daha “sessiz” bir hastalıktır. Genellikle bebeklikte hiçbir belirti vermez, çocuk gayet sağlıklıdır. Çoğu zaman tesadüfen duyulan bir üfürümle fark edilir. ASD’lerin de küçük olanları zamanla kapanabilir. Ancak kapanmayan ve geniş olan delikler, tedavi edilmezse 30-40 yaşlarından sonra kalbin sağ tarafında büyümeye, ritim bozukluklarına ve kalıcı hasara yol açabilir. Bu yüzden genellikle okul çağına kadar bekler, eğer kapanmadıysa ilkokula başlamadan önce müdahale edilmesini öneririz.

Tedaviler hakkında detaylı bilgi almak ve randevu oluşturmak için hemen bizimle iletişime geç!

Bebeklerde Morarma (Siyanoz) Neden Olur?

Bazı kalp hastalıkları, bebeğin cildinde, dudaklarında ve tırnak diplerinde belirgin bir morarma (siyanoz) ile seyreder. Normal şartlarda kalbin sağ tarafındaki kirli kan akciğerlere gidip temizlenmeli, sol tarafındaki temiz kan ise vücuda dağılmalıdır. Ancak bazı yapısal bozukluklarda bu düzen bozulur ve oksijeni düşük olan kirli kan, temizlenemeden vücut dolaşımına karışır. İşte bu durum bebeğin renginin morarmasına neden olur.

Bu grubun en bilinen örneği Fallot Tetralojisi’dir. Bu hastalıkta kalpte dört farklı sorun bir aradadır: 

  • Büyük bir VSD, 
  • Akciğere giden damarda darlık, 
  • Kalbin sağ duvarında kalınlaşma ve 
  • Aort damarının çıkış yerinin yer değiştirmesi. 

Bu bebeklerde özellikle ağlama, ıkınma veya sabah uyanma saatlerinde “morarma nöbetleri” görülebilir. Bebek aniden huzursuzlanır, rengi koyu mavi-mor bir hal alır ve nefesi sıkışır. Bu durumda ailelerin yapması gereken en önemli ilk yardım, sakin kalıp bebeğin dizlerini karnına doğru çekmektir (diz-göğüs pozisyonu). Bu hareket, kan dolaşımını rahatlatarak nöbetin geçmesine yardımcı olur.

Bir diğer kritik durum ise Büyük Arterlerin Transpozisyonu’dur. Kalpten çıkan ana damarların (aort ve pulmoner arter) ters yerleştiği bu durumda vücuda sürekli kirli kan, akciğerlere ise sürekli temiz kan pompalanır. Bu bebeklerin hayatta kalması, kalpteki ek deliklerin varlığına bağlıdır ve doğar doğmaz acil tıbbi müdahale gerektirir. 

Siyanotik kalp hastalıkları genellikle kendiliğinden düzelmez ve cerrahi onarım şarttır.

Siyanotik kalp hastalıklarında görülen bazı durumlar şunlardır:

  • Dudaklarda ve ağış içinde (dilde) morarma
  • Tırnak diplerinde renk değişikliği
  • Ağlama durumunda morarmanın artması
  • Parmak uçlarında çomaklaşma
  • Büyüme geriliği
  • Çabuk yorulma
  • Çömelme isteği

Tüm Kalp Hastalıkları İçin Açık Ameliyat Gerekli midir?

Tıp teknolojisindeki gelişmeler sayesinde, artık her kalp deliği veya darlığı için göğüs kafesini açmaya gerek kalmıyor. Girişimsel kardiyoloji dediğimiz yöntemlerle, tıpkı yetişkinlerdeki anjiyo işlemleri gibi, kasıktaki toplardamardan veya atardamardan girilerek kalbe ulaşılabiliyor.

Özellikle ASD ve PDA gibi deliklerin kapatılmasında, VSD’lerin bazı türlerinde ve kalp kapak darlıklarının açılmasında bu yöntemler ilk tercihimiz oluyor. İşlem sırasında “şemsiye” veya “tıpa” benzeri özel cihazlar kullanılarak delikler kapatılıyor. Kapak darlıklarında ise sönük bir balon damar içinde ilerletilip tam kapağın olduğu yerde şişirilerek darlık açılıyor.

Bu yöntemlerin en büyük avantajı, çocuğun göğsünde herhangi bir kesi izi olmamasıdır. Ayrıca iyileşme süreci inanılmaz derecede hızlıdır; çocuk genellikle işlemden bir gün sonra taburcu olur ve birkaç gün içinde normal yaşantısına, okuluna dönebilir. Ancak her hasta bu yöntem için uygun olmayabilir. Deliğin kenarlarının cihazı tutacak kadar yeterli dokuya sahip olması veya damar yapısının uygunluğu gibi kriterler değerlendirilir. Eğer anatomi uygun değilse, cerrahi yöntem en güvenli seçenek olarak masaya gelir.

Cerrahi Tedavi ve Takip Süreci Nasıl İşler?

Anjiyo ile kapatılamayan geniş delikler, karmaşık siyanotik hastalıklar veya kapak değişimleri için kalp cerrahisi (ameliyat) gereklidir. Aileler için “açık kalp ameliyatı” fikri çok korkutucu olsa da günümüzde çocuk kalp cerrahisi merkezlerinde başarı oranları son derece yüksektir. Cerrahlar, bebeğin kalbinin boyutuna uygun, çok hassas teknikler kullanırlar.

Ameliyatın zamanlaması hayati önem taşır. Kimi bebekler doğar doğmaz, kimileri birkaç aylıkken, kimileri ise okul öncesi dönemde ameliyat edilir. Amaç kalıcı organ hasarı (özellikle akciğerlerde) oluşmadan ve çocuğun psikolojisi etkilenmeden sorunu çözmektir. Başarılı bir cerrahi sonrası, yoğun bakım ve servis süreci tamamlandığında, çocuklar genellikle yaşıtlarıyla aynı efor kapasitesine ulaşırlar.

Kalp Hastalığı Olan Çocuğun Evdeki Bakımında Nelere Dikkat Edilmeli?

Çocuğunuza tanı konulduktan sonra, ister takip sürecinde olun ister ameliyat sonrası iyileşme döneminde, evde dikkat etmeniz gereken bazı “altın kurallar” vardır. Bu kurallar çocuğunuzun hayat kalitesini artırmak ve olası komplikasyonlardan korumak içindir.

Beslenme:

Kalp hastalığı olan özellikle kalp yetmezliği yaşayan bebekler, sadece nefes alıp vermek ve kalplerini çalıştırmak için bile muazzam bir enerji harcarlar. Bu yüzden yaşıtlarına göre daha zayıf kalabilirler. Bu açığı kapatmak için yüksek kalorili beslenme programlarına ihtiyaç duyarlar. Anne sütü her zaman önceliklidir, ancak yetmediği durumlarda doktorunuzun önereceği, kalorisi artırılmış özel mamalar veya takviyeler kullanmaktan çekinmeyin.

Ağız ve Diş Sağlığı:

Bu konu çoğu zaman göz ardı edilir ancak hayati öneme sahiptir. Ağız içindeki çürük dişler veya sağlıksız diş etleri, bakterilerin kana karışması için bir giriş kapısıdır. Kana karışan bu bakteriler, gidip kalpteki hasarlı bölgeye, deliğin kenarına veya varsa takılan yapay kapağa/yamaya yapışarak “İnfektif Endokardit” dediğimiz çok ciddi bir kalp enfeksiyonuna yol açabilir. Bu yüzden kalp hastası çocuklarda diş fırçalama alışkanlığı, en az ilaçlar kadar önemlidir.

Önemli diş bakım önerileri şunlardır:

  • Günde iki kez fırçalama
  • Düzenli diş hekimi kontrolü
  • Çürüklerin bekletilmeden tedavisi
  • Diş ipi kullanımı

Enfeksiyonlardan Korunma:

Kalp hastası çocukların akciğerleri daha hassastır ve sıradan bir grip bile onlarda ağır zatürreye dönüşebilir. Bu nedenle çocukluk çağı aşılarının eksiksiz yapılması şarttır. Ayrıca 6 aydan büyük her kalp hastası çocuğa yıllık grip aşısı önerilir. Bunun dışında, özellikle prematüre doğan veya ciddi kalp yetmezliği olan bebekler için kış sezonunda RSV virüsüne karşı aylık koruyucu iğneler (aşılama programı) uygulanır. Bu kış aylarını hastanede yatmadan geçirebilmek için büyük bir fırsattır.

Fiziksel Aktivite:

Ailelerin en büyük korkusu “Çocuğum koşarsa kalbine bir şey olur mu?” sorusudur. Ameliyat olup tamamen iyileşmiş veya küçük bir deliği olan çocukların spor yapmasında genellikle hiçbir sakınca yoktur, aksine kalp sağlığı için hareket gereklidir. Sadece ciddi darlığı, ritim bozukluğu veya kalp kası hastalığı olan çocuklarda, rekabete dayalı yarışmalı sporları kısıtlayabiliyoruz. Ancak çocuğun kendi temposunda oyun oynamasına, bisiklete binmesine genellikle izin verilir. Bu konuda en doğru bilgiyi, çocuğunuzun efor testini ve EKO sonucunu bilen doktorunuz verecektir.

Blog Yazıları

Çocukları Kalp Hastalığa Sahip Ailelere Doktor Tavsiyeleri

Çocukları kalp hastalığına sahip ailelere yönelik [...]

Devamını Oku
Türkiye Neden Bölgenin En İyi Çocuk Kardiyoloji Doktorlarına ve Hastanelerine Sahip?

Türkiye, çocuk kardiyolojisi alanında uzmanlaşmış pediatrik [...]

Devamını Oku